Doktora tezimden kitap çıktı

Yaklaşık iki ay önce benimle temasa geçen bir Alman yayınevi, tezlerin kitaplaştırılması konusunda uzmanlaştıklarını ve doktora tezimi basmak istediklerini iletti bana. Çok kısa bir düzenleme/düzeltme sürecinden sonra kitap bir ay içinde basıma hazır hale gelmişti bile.

Kitabın bana ait kopyası (1 adet) bugün elime ulaştı. Ve yaşasın ki daha fazla kopya istersem yayınevi bana %40 indirim yapıyor.

Amazon‘da ve diğer internet kitapçılarında da mevcut. Yayınevi, talep üzerine basım yaptığı için olsa gerek kitabın fiyatı Amazon’da 111 USD olarak belirlenmiş. En baba, kalın kapak Polity kitapları bile 70 USD iken bu fiyat benim için bir gurur kaynağı değil elbette.

Tezimin giriş bölümü için bu bağlantıda bir pdf doyası var.

VN:F [1.9.11_1134]
Rating: 10.0/10 (4 votes cast)
VN:F [1.9.11_1134]
Rating: +1 (from 1 vote)

Teori ne işe yarar?

Okula ara verdim ama bazı sosyoloji öğretmenlerinin bloglarını takip ediyorum hala.

Aşağıdaki metin ABD’de “sociology of deviance” dersi veren Chris Uggen’in sitesinden.

Uggen öğrencilerine final sınavında bir bonus soru sormuş ve derste öğrendiklerini gercek hayatta nasıl kullandıklarını yazmalarını istemiş. Bir öğrencisi aşağıdaki yanıtı vermiş. Önce orijinali sonra çevirisi.

“I used Merton’s anomie theory to try to justify my piracy of movies on the internet. I told my mom that our society has placed universal goals that we should live in comfort. I also told her that certain people are not advantaged, so they resort to crime to achieve such goals. I said that I am a broke college student so I am considered to be disadvantaged. She still said I was wrong, but she watched the movies with me anyways.” Metnin devamını oku →

VN:F [1.9.11_1134]
Rating: 5.5/10 (2 votes cast)
VN:F [1.9.11_1134]
Rating: 0 (from 0 votes)

14 sene önce internet sansürü: Ben Boğaziçi’nde Sosyal Bilimler Kulubü’ndeyken

1998′de Boğaziçi Universitesi’nde en yogun emek harcadığım faaliyetlerden biri bir sosyal bilimler kulubünün kurulmasıydı. Birkaç arkadaş, sanki diğer uğraşlardan vakit kalıyormuş gibi bir de özerk ve öğrencilerin de söz söyleyebileceği bir alan yaratmaya çalışıyorduk.

Ben baskan yardımcılığı yanında internet sitesinin üretimini de üstlenmiştim.

Bugün internet arşivi sitesinden haberdar olunca ilk aklıma gelenlerden biri sosyal bilimler kulubünün sayfaları oldu. 1998′de yaptıgım siteyi dolanirken maruz kaldığımız sansür girişimine dair yazdıklarımı gördüm. Tamamen unutmuştum. Şahsi hafıza zayıflığım elbetteki hafizasız toplumsal kültürümüzden beslenmiş olsa gerek.

İnternet sansürünün yeni bir şey olduğunu zannedenlere, Boğaziçi Üniversitesi gibi liberal bir ortamın özgürlükten ne anladığını anlamak isteyenlere… Metnin devamını oku →

VN:F [1.9.11_1134]
Rating: 9.7/10 (3 votes cast)
VN:F [1.9.11_1134]
Rating: 0 (from 0 votes)

Norveç’te olanlar üzerine

Norveç’te olanları sadece kafayı sıyırmış, silah meraklısı manyağın önlenemez çılgınlığı olarak görmemek gerekiyor. Öldürme yöntemine ve kurbanların sayısına bakıp ABD’de daha önce meydana gelen “apolitik” katliamlarla da karıştırmamak gerekiyor. Guardian’da yayınlanan Bu yazıda da belirtildiği üzere Avrupa’da yükselen aşırı sağ artık gözardı edilemez. Aşırılık elbette kuramsal olarak oldukça sorunlu bir kavram, “normal olan sağ” gibi epeyce ideolojik bir paradigma saklı içinde. Yine de çok-kültürlülük, İslamî tehdit, küresel kültürlerin oluşumu gibi epeyce meseleyi tekrar tekrar masaya yatırmamıza yol açacak Norveç’teki beklenmedik olay.

Herkes El Kaide’yi beklerken karşımıza çıkan beyaz bir Hristiyan olunca, Kelvin Aurosan’ın dediği gibi “bir deli adamı” tarif etmeye başladı medya. Siyasi açıdan itinayla incelenmesi gereken vakaların bir sapma, bir sapkın işi olarak gösterilmesi pek nadir değil. Charlie Chaplin bile Hitler’i betimlerken bu gölgeyi kaldıramamıştı.

Matthew Goodwin’inki gibi çözümlemelere bizim de ihtiyacımız var, her linç girişiminin provokasyon ve ‘deli’kanlılık heyecanıyla açıklandığı bu topraklarda.

* Görsel World’s latest news sitesinden alınmıştır.

VN:F [1.9.11_1134]
Rating: 9.0/10 (1 vote cast)
VN:F [1.9.11_1134]
Rating: +1 (from 1 vote)

YTÜ’den ayrılıyorum

Daha ayrıntılı bir metin yazarak duyurmak istiyordum ama dönem başlamak üzere ve bana hangi dersleri vereceğimi soran öğrencilerim var.

Bu dönem başı itibarıyla Yıldız Teknik Universitesi’nden ayrılıyorum. Çünkü İstanbul’dan Çanakkale’ye taşınıyorum.

Benden ders almış ya da ders almak istemiş öğrenciler bana her zaman e-mail yoluyla info@berkbalcik.net adresinden ulaşabilirler.

Yukarıda belirttiğim gibi YTÜ’de geçirdiğim yedi senenin, mensubu olduğum programın ve son dönemdeki gelişmelerin daha detaylı bir değerlendirmesini önümüzdeki günlerde bu sitede yayınlayacağım.

Bugüne kadar ders verdigim üç binden fazla oğrencime ve özellikle sosyolojinin, siyaset bilimi ve tarihin kafa açıcılığına aklı yatmış onlarca YTÜ’lü arkadaşıma selamlar.

VN:F [1.9.11_1134]
Rating: 8.4/10 (29 votes cast)
VN:F [1.9.11_1134]
Rating: +5 (from 9 votes)

Alex Callinicos’tan

marksist.org sitesinde 05 Temmuz 2010 Pazartesi tarihinde yayınlanan yazı.

Marxism 2010: Bozuk bir sistemin onarımı

Dünyanın önde gelen antikapitalist düşünürlerinden biri olan Alex Callinicos, İngiltere’de yayınlanan Guardian gazetesine yazdığı makalede Londra’da sürmekte olan Marksizm 2010 toplantılarını anlattı. Socialist Worker Party üyesi Callinicos günümüzde marksistlerin yürttüğü tartışmaları özetliyor.

Finans kriziyle birlikte Marksist düşünceler yeniden güçleniyor ve Londra’da önde gelen isimler düşüncelerin nasıl eyleme dönüşeceğini tartışıyor.

Geçen hafta sonu Ken Coates’in ölümü radikal solda bir başka güçlü ve seçkin bir sesin daha susmasına yol açtı. Geçen son bir yıl 1968 kuşağının en önde gelen birçok Marksist aydınını bizden aldı: Giovanni Arrighi, Jerry Cohen, Peter Gowan ve benim için özellikle acı verici olan Chris Harman ve Daniel Bensaid. Muhafazakârlar ve liberallerin sözde ideolojiden arınmış dünyalarında, bu kişilerin ölümlerinin entelektüel ve siyasi bir gelenek olarak Marksizm’de çok daha büyük bir düşüşe işaret ettiği sonucuna varmaları cazip gelecektir.

Oysa bunun gerçeklikle hiç alakası yok. Artık doğuştan miyop olan finans piyasaları bile kapitalizmin tamamen bozuk bir sistem olduğu gerçeğini görmeye başladı. Keynes’çi ekonomist Paul Krugman, birkaç gün önce şunları yazıyordu: “Korkarım şu an itibariyle, 19′uncu yüzyılın sonunda ve 1930′larda yaşananların ardından, bir üçüncü depresyon döneminin ilk aşamasındayız.” Marks, kendi entelektüel projesini ekonomi-politiğin eleştirisi olarak tanımlamıştı. Dolayısıyla Marksizm, kapitalizmin dinamiklerinin bir anlam ifade ediyor olması ve bu dinamiklerden kurtulmanın bir yolunu sunabilme yeteneğine bağlı olarak yaşayacak veya ölecektir.

Gerçekten de Marksist ekonomistler küresel krizin istikametinin izlenmesi ve nedenlerinin analizi bakımından ön sıralarda yer aldı. Geçen bir yıl içinde Chris Harman’ın “Zombie Capitalism”, David Harvey’in “The Enigma of Capital” ve benim “Bonfire of Illusions” adlı kitaplarımız kriz hakkında genel manzarayı ortaya koydu. Londra’da kurulu Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu’ndan Costas Lapavitsas ve Para ve Finans Araştırmaları grubundan genç akademisyenler Euro Bölgesi krizini açıklamak ve Yunanistan gibi ülkeler açısından radikal alternatif politikalar sunmak bakımından öncü bir rol üstlendi.

Bu araştırma faaliyetlerine, artık İngilizce konuşan akademik çevrelerde oldukça görünür bir hale gelen, gençler arasında Marksizm’e olan ilgilinin yeniden canlanması eşlik etti. David Harvey nisan ayından kitabının tanıtımı için Londra’ya geldiğinde, her birine yüzlerce kişinin katıldığı yarım düzine kadar toplantıda konuşmacı oldu. Bu toplantılardan biri de benim çalıştığım okulda, pek de geleneksel devrimci bir odak olmayan King’s College London’da gerçekleşti. Toplantı, okulun giderek güçlenen ve geçen kasım ayında Financial Times gazetesi yazarlarından Martin Wolf ile benim aramda gerçekleşen, kapitalizmin geleceğine dair yapılan tartışma toplantısını da desteklemiş olan Marks’ın Kapital’ini Okuma Grubu tarafından da desteklendi.

1990′ların ortalarında bir grup genç akademisyen tarafından kurulan Tarihsel Materyalizm (Historical Materialism) dergisi, Marksizm’in akademik çevrelerde yeniden popüler olmasının başlıca etkenlerinden biri oldu. Her yıl kasım ayında Londra’da gerçekleşen yıllık konferansları 500′den fazla katılımcıyı cezp ediyor ve artık Toronto ve New York’ta kurulmuş olan benzer gruplar da söz konusu.

Ancak Marksizm kuşkusuz her zaman tek başına daha iyi teoriler geliştirmenin ötesinde, aynı zamanda Coates, Harman ve Bensaid gibi şahsiyetlerin mücadeleci yaşamlarının bize kanıtladığı gibi, bu teorileri özgürlükçü siyasi pratiklere bağlama çabasıyla birlikte var oldu. Londra, bu çabalar için önemli bir alan açıyor. Bugünden itibaren Londra’nın merkezinde başlayacak olan beş günlük bir Marksizm 2010 festivali gerçekleşecek.

Sosyalist İşçi Partisi tarafından örgütlenen bu sosyal düşüncelerin paylaşıldığı forum, 1977′den bu yana her yıl düzenleniyor ve bu yıl dört binden fazla katılımcı bekleniyor. Çok sayıda heyecan verici entelektüel düzeyi yüksek toplantı olacak: Tarık Ali İslamofobi, Slavoj Zizek, John Holloway ve ben komünist fikirler, Hester Eisenstein, Judith Orr ve Nina Power ise yeni cinsiyetçilik üzerine konuşacak. Bunların yanı sıra bir dizi sol düşünce sahibi yetenek de yer alacak: Tony Benn, Eamonn McCann, Gareth Peirce, Steven Rose, Michael Rosen, Sheila Rowbotham ve Guardian gazetesinden Gary Younge.

Ancak farklı oturumlar arasında koşuşturmanın entelektüel yanı dışında, pratik bir anlamı da olacak. Kemer sıkma politikaları tüm Avrupa’ya yayılırken, muhafazakâr-liberal koalisyon 1980′lerde Margaret Thatcher’in bile hayal edemeyeceği boyutlarda sado-monetarizmi yeniden keşfeder görünüyor. Marksist sol entelektüel düzeyde yeniden güçleniyor. Ancak Marksizm’in karşı karşıya kalacak asıl sınav siyasi düzeyde olacak: Marksizm, koalisyonun kamu sektörü ve yoksulları mahvedecek olan planlarına karşı etkin bir direniş örgütleyebilecek mi? Yunanistan’daki eylemler yeni liberal şok tedavinin nasıl toplumsal isyanlara yol açabileceğini gösteriyor. Marksizm’in geleceği asıl olarak bu başkaldırıların ne boyutta gelişeceği ve hangi siyasi istikamete yöneleceğine bağlı.

Alex Callinicos – Guardian

VN:F [1.9.11_1134]
Rating: 7.0/10 (1 vote cast)
VN:F [1.9.11_1134]
Rating: 0 (from 0 votes)

Feodalite Araştırmalarında Dönüm Noktası: Bloch’un Feodal Toplumu

Erdem Sönmez tarafından yazıldı. | 05 Aralık 2009

feodal toplum

Özelde Marc Bloch’un genelde de Lucien Febvre ile birlikte kurucusu olduğu Annales Okulu’nun Ortaçağ ve feodalite araştırmalarında bir dönüm noktası oluşturduğunu kaydetmek aslında gerçekliğin sınırlı bir yönüne işaret eder. Hem Bloch’un hem de mensubu olduğu Annales geleneğinin, “tarihçilik mesleği”nde olumlu anlamda bir kırılmayı gerçekleştirdiği, şüphesiz daha doyurucu bir tarif. Bloch’un Annales’in kurulduğu 1929 yılından sonraki ikinci çalışması olan -birincisi 1931’de yayımlanan Les Caractères Originaux de l’Histoire Rurale Française (Fransa’nın Kırsal Tarihinin Temel Özellikleri)- ve 1939’da yayımlanan Feodal Toplum, yazarın belki de en çok bilinen kitabıdır. Feodal Toplum, Avrupa tarihinin 10. yüzyıldan 14. yüzyıla kadar geçen döneminde, Bloch’un birçoğunu daha önce ele almış olduğu kölelik ve özgürlük, kutsal krallık, paranın önemi gibi geniş bir konu yelpazesiyle uğraşan kapsamlı bir sentezidir. Peter Burke’un da belirttiği gibi, kitap bu yönüyle Bloch’un ömür boyu yaptığı çalışmaların bir özeti niteliğindedir1

O halde, Bloch’un çığır açıcı çalışmasını anlayabilmenin, yazarın ve dolayısıyla Annales’in tarih tahayyülünü kavrayabilmekten geçtiğini söylemek mümkündür. Metnin devamını oku →

VN:F [1.9.11_1134]
Rating: 7.8/10 (4 votes cast)
VN:F [1.9.11_1134]
Rating: 0 (from 0 votes)

Mühendislik öğrencileri ve sosyal bilim dersleri

Dönem sonuna doğru bir öğrencim aşağıya, kendi cevaplarımla aktardığım metni gönderdi bana. Verdiğim derslerin notları açıkladığım sayfalarında öğrencilerin benden not, anlayış, özel ilgi beklememelerini salık verdiğim bir yazı var. Öğrencim bu yazıya cevaben yazmış, bana da uzun süredir açık açık anlatmaya çalıştığım mevzuyu dillendirmek için bahane çıkmış oldu.

> Her ne kadar insanlar bazı konularda çalışarak kendilerini geliştirebilseler
> de her insanın bazı konularda doğuştan gelen ,yetiştiriliş tarzından veya
> çevresinin etkisiyle oluşan yetenekleri vardır, yani herkesin algısı farklı
> konularda açıktır. Her insanın da başarılı olduğu konu ile ilgili bölüm veya
> meslek seçmesi doğaldır, doğal olduğu kadar da içinde bulunduğumuz sistemin
> yönlendirmesidir aynı zamanda. Sistem bu zamana kadar hep böyle geldi.
> Sayısalcılar ve sosyalciler olarak ayrıldık. Değerlendirilirken de buna göre
> değerlendirilmemiz gerekir.

sistemin nasıl sakat bir şekilde işlediğinin sen de farkındasın demek ki.

> Biz hayatımız boyunca sayısal eğitimi aldık çünkü bu konuda başarılıyız. Siz
> de kendi alanınızda. Sosyal eğitim alanlara nasıl toplumsal , tarihsel ve
> siyasal olaylar arasında bağlantı kurma eğitimi verildiyse , bize de sayılar
> ve teoriler arasında bağlantının nasıl kurulacağına dair eğitim verildi.

bu başarı meselesi biraz karışık. yeteneklerimiz çok isabetli bir şekilde tespit edilmiş olsa ve biz yeteneklerimiz doğrultusunda yönlendirilmiş olsak dediklerinde haklı olabilirsin. ama yukarıda da bahsettiğin üzere liseden itibaren geldiğimiz yol pek de yeteneklerimiz, başarılarımız ya da isteklerimiz ile alakalı olmuyor. herşeyden önce üniversite “piyasası”nın öğrencilere dikte ettiği bir takım tercih sıralamaları var. bunlar bölüm ve üniversite bazında neredeyse her öğrenci için benzer tercih listesi hazırlanmasına yol açıyor. üniversitelerin ve bölümlerin puan sıralaması bu açıdan çok belirleyici. boğaziçi, odtü, itü ve elektronik, bilgisayar, makine, inşaat, vs.vs.vs. Metnin devamını oku →

VN:F [1.9.11_1134]
Rating: 9.0/10 (27 votes cast)
VN:F [1.9.11_1134]
Rating: +9 (from 9 votes)

“Kavgam” günahtır

Hitler’in “Kavgam” kitabına merak salan öğrencilerime gelsin:

Kavgam Ne Demektir?

Tanıl Bora

Orta birdeyken bir gün, ‘Heil Hitler, pireler ve bitler’ yazmıştı arkadaşlar tahtaya. Komiklik olsun diye. Almanca öğretmenimiz, 2. Dünya Savaşı’nı yaşamış bir aksaçlı Alman, ‘Hitler’ kelimesini gördüğü anda, yüzündeki mûnis ifade kaybolmuştu. Buz kesmişti. Hiçbir şey söylemeden tahtayı sildi, biz de ‘Hitler’in şakaya gelir bir şey olmadığını anladık. Hitler, faşizm, nasyonal sosyalizm, şakası yapılacak, başka kötülüklere benzetilerek görelileştirilecek ‘şeyler’ değildir. Hele nasyonal-sosyalizmi, onun yanında pek masum kalan İtalyan faşizminden dahi ayırmak gerekir… Ürpertici bir anti-semitizme ve ‘değersiz can’ kavramına dayanarak kitlesel kıyımları endüstriyel bir rasyonel düzen içinde kurgulayan bu hareket ve ideoloji, muazzam bir insanî ve beşerî kötülüğü seferber etmişti. Büyük sermayenin çıkarlarına, kapitalizmin mantığına vs. bağlı olarak izahı yapılabilen, fakat o izahları ‘aşan’ bir kötülüktür bu. Onun içindir ki, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Hitler ve nazizm, dünyanın hemen her yerinde, neredeyse anılmasından bile kaçınılan lânetli kelimelere dönüştüler. Hitler’in ‘derdini’ anlattığı Kavgam, son 50 yılda en müstechen sayılan kitaptı dünyada.

Ve şimdi biz, Kavgam’ın çoksatar olduğu bir memlekette yaşıyoruz! Beş ayrı yayınevi basmış kitabı, halkımız faydalansın diye ucuz baskısını yapanlar da olmuş, neticede onbinlerce Kavgam satılmış. ‘İyi’ üniversitelerde öğretim üyesi olan arkadaşlarımdan duyuyorum, derslerde ‘hocam, Kavgam’da diyor ki…’, ‘Hitler der ki…’ diye söz alan öğrenciler çıkıyormuş. Şimdi ‘herkes bunu konuşuyor’, haklı olarak: Kavgam’ı niye okuyorlar? Kavgam’da okuyacaklarınız belli. Birincisi, şiddetli bir anti-semitizmdir; ‘Yahudi’ye karşı hıncı doğallaştıran, uçlaştıran bir anti-semitizm… Sonra, tarihin, sosyal ilişkilerin tümüyle ‘milletler savaşı’na indirgenmesi; insanlığın doğal varoluş formu olarak düşünülen milletler arasındaki tek ve doğal ilişkinin de, eninde sonunda, savaş olarak düşünülmesi… Bunlara uygun olarak, yine doğallaştırılmış bir sosyal Darwinizm: Kuvvetli olan ayakta kalır, kuvveti yetmeyen yok olmayı hakeder… Ve belki de en önemlisi: Kavgam, başka ‘düşünür’lerin, doktrin üreticilerinin meâlen, kuramsal bir dil içinde ifade ettiği bu ‘görüş’leri, ağzını doldura doldura söyler. Açıkça kavga, açıkça savaş, açıkça tenkil istiyordur. Anti-semitizmin, ‘zır’ milliyetçi tarih ve toplum görüşünün, güç tapıncının bereketli toprakları üzerindeyiz. Bu topraktan beslenenlerin Kavgam’a da ilgi gösterebileceğini kestirebiliriz. Bu durumu, ‘normal ama tehlikeli’ kaydıyla, anlayışla karşılayanlar çok. Ümit Özdağ Akşam’da nasıl diyor: ‘Arkadan hançerlendiklerini düşünen iyi Türkler, Hitler’i okuyorlar.’ Böyle bakanlar, çareyi, Kavgam’ın hitap ettiği heveslerin ‘normal’ Türk milliyetçiliğiyle tatmininde görüyorlar. Korkunç, evet, basbayağı korkunç olan, demin ‘belki de en önemlisi’ diye değindiğim noktadır: Kavgam’ı okuyan, bir ‘insanlık’ ortak paydasından, ahlâkî mülahazalardan tamamen kopmuş, çıplak bir güç mantığına dikiyordur gözlerini. Kavgam’ın müstehcen yayın addedilmekten çıktığı, ‘ilginç’ bulunduğu, ‘fikir’ olarak okunduğu bir zaman ve zemin, başka her şey bir yana, ‘insanlığa karşı suç’ mefhumunun hiçbir hükmünün kalmadığını, dahasını söylemeli, ‘iyi insan olma’ terbiyesinin aşındığını haber verir. Kavgam, evet tehlikelidir ama hayır, normal değildir! Kavgam, ‘günah’tır.

(Birgün, 18.3.2005′te yayımlanmıştır.)

VN:F [1.9.11_1134]
Rating: 8.1/10 (10 votes cast)
VN:F [1.9.11_1134]
Rating: +4 (from 14 votes)

Atölye: Din ile Dil Arasında

Aşağıda YTÜ’de düzenlenecek olan bir atölye çalışmasının duyurusu var. Konusu Anadolu’da din ve dil arasındaki tarihsel karmaşık ilişkiler. Hem Türkçe’nin hem de diğer dillerin tarih-dışı algılanışını sorgulayabilecek sunumlar yapılacak.

Between religion and language: Karamanlidika, Armeno-Turkish, Hebrew-Turkish and Aljamiado Texts in the Ottoman Empire

The Workshop will be held at the Yıldız Technical University on Friday, June 4, 2010.

Venue: Hünkar Salonu, Yıldız Technical University

Organized by
Mehmet Ölmez (Yıldız Technical University)
Evangelia Balta (National Hellenic Research Foundation)

At the workshop will be presented papers on Turkish language texts written in various alphabets (Greek, Armenian, Hebrew) as well as one paper on Greek Aljamiado literature (vernacular Greek in Arabic script). The First International Conference of Karamanlidika Studies in 2008 dealt exclusively with Karamanlidika publications (Turkish texts in Greek script) and the Turcophone Orthodox population of Asia Minor. This year we are extending the subject to embrace themes related to the intellectual production of other non-Muslim millets of the Ottoman Empire, the Turcophone Armenians, the Turcophone Jews. The goal is to study the mosaic composed of these gayr-ı müslim populations both diachronically and synchronically, and to reveal the communication channels within these populations, at least those discernable in their culture. In contrast, a paper on Greek Aljamiado literature presents the opposite phenomenon in the 19th-century Balkans, where the Greek language was the lingua franca and Muslims of Rumeli wrote Greek in the Arabic alphabet.

The focus of interest for the organizers of this one-day workshop is always the Turkish-speaking Orthodox Christian population, the Karamanlis, and its cultural product, Karamanlidika printed matter. Our aim is to bring together scholars from Turkey, Greece, Cyprus, England and Holland in order to underline some aspects of this particular manifestation of cultural life in the multi-ethnic Ottoman Empire, and to stimulate research and debates on these literatures, which have now vanished. Metnin devamını oku →

VN:F [1.9.11_1134]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.11_1134]
Rating: 0 (from 0 votes)